Güzel Bingölüm, Sen de Bir Gün Planlanacaksın
Kentleşme… Hani şu hep konuşulan, ders kitaplarında kulağa parlak gelen ama iş uygulamaya gelince bir türlü rayına oturmayan kavram. Bir şehir büyür, gelişir, dönüşür… Ama bazen öyle hızlı büyür ki, kendi gölgesine yetişemez. İşte tam da bu noktada “kentli” dediğimiz o şehrin kullanıcısı, yani sen, ben, hepimiz devreye gireriz.
Peki kentli nedir? Kente ayak basan, kentin nimetlerini de külfetlerini de sırtlanan, bazen mutlu, bazen kırgın ama her durumda o şehirle duygusal bir bağı olan insan. Kentli, kentin sadece sakini değil; aynı zamanda onun şekillendiricisidir.
Ama bazı şehirlerde bu ilişki, olması gerektiği gibi filizlenmez, büyümez. Hatta kimi şehirlerde kentli ile kent arasında bir duygu boşluğu oluşur.
Bingöl işte tam da bu şehirlerden biri.
---
KIRSALDAN GELEN HIZ, KENTİN ALAMADIĞI NEFES
Bingöl, kısa sürede çok hızlı kentleşen şehirlerden. Kırsaldan öyle bir göç almış ki, şehrin nefesi kesilmiş adeta. Planlama desen yok, altyapı desen yok… Kentli adayı şehre gelmiş ama “hadi bakalım, başının çaresine bak” dercesine kendi evini kendi yapmak zorunda kalmış. Kendi dokusunu kendi çizmiş, kendi motifini kendi üretmiş.
Planlama, gelen göçle aynı hızda yürümeyince…
Ortaya çarpık, zoraki, kullanıcının ihtiyaçlarının dayattığı bir kentleşme çıkmış.
---
ÜÇ SINIRLAYICI ARASINDA SIKIŞMIŞ BİR ŞEHİR
Bingöl coğrafi olarak zaten sıkışık bir şehir.
Bir yanında orman, bir yanında ova, öte yanında vadi…
Üç doğal sınırlayıcı ile çevrili ve bu sınırlayıcılar, şehri büyümeye pek de teşvik etmeyen özelliklere sahip.
Hele bir de kenti ortadan ikiye ayıran vadi var…
O kadar güzel, o kadar doğal bir motif ki…
Ama ne yazık ki kentlinin ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde değerlendirilmemiş.
Doğal bir armağanken, bugüne kadar şehre kayda değer bir katkı sunamamış.
---
KLİMATOLOJİK BİR ŞEHRİN KAYBETTİĞİ AVANTAJLAR
Bingöl aynı zamanda bir iklim şehri.
Doğal ormanları, ovayla birleşen yapısı ve vadisiyle üç ayrı güçlü etmenin birleştiği bir klimatolojik alan.
Ama planlama eksikliği yüzünden bu avantajın önü kapalı.
Klimatolojik altyapı planlaması?
Maalesef yok.
Keza ovanın tarımsal potansiyeli…
Şehir, ova kültürüyle tarımı bir araya getirememiş, tarımdan hak ettiği payı alamamış. Oysa Bingöl’ün kalkınma projeksiyonunda tarım ve hayvancılık ilk sırada. Ama ovanın değeri doğru değerlendirilmediği için bu avantajın kıymeti de boşa akmış.
---
KENTLİYE SORDUK: “MUTSUZUM” DEDİ
Bir noktadan sonra şu soruyu sorduk:
“Peki Bingöl’de kentli mutlu mu?”
Cevap net: Hayır.
Neden mi?
Birinci sebep şu:
Kullanıcı ve mekansal kurgu arasında hiçbir bağlantı yok.
Kentsel imge ile kullanıcı arasında ilişki kurulmamış.
Doğal potansiyelleri olan bir şehirde açık hava hakkı, park-bahçe hakkı bile kurgulanamamış.
Engelli vatandaş mı?
Binasından çıkıp 100 metre yürüyebileceği bir düzenleme yok.
Engellilerin hakları tasarımsal olarak düşünülmemiş bile.
Yaya sirkülasyonu?
Modern ve sürdürülebilir bir yaya ağı kurulmamış.
Şehir mobilyalarıyla desteklenmemiş.
Toplumsal yaşam alanları yok denecek kadar az.
Kentsel altyapı?
En temel haklar bile planlanmadan uzak kalmış.
Su havzalarıyla ünlü bir şehir,
çeşmelerinden su akmayan bir şehir hâline gelmiş.
Ulaşım planlaması?
Yetersiz.
Yaya yolları işgal altında.
Aktiviteler karmaşa içinde.
Ve tüm bunların ortasında kentli diyor ki:
“Ben mutsuzum.”
Öyle bir şehir düşünün ki…
İçinde bisiklet bile süremiyorsunuz.
---
AMA UMUT MU? O HER ZAMAN VAR
Bunca eksik, bunca kırık, bunca plansızlığın ortasında yine de insanın içinden şöyle demek geliyor:
“Güzel Bingölüm, sen de bir gün planlanacaksın…
Sen de bir gün güzelleşeceksin.”
Çünkü şehirler, tıpkı insanlar gibidir.
Bazen yanlış büyür, yorulur, dağılır…
Ama doğru dokunuşla, doğru planlamayla, doğru niyetle yeniden ayağa kalkabilir.
Ve Bingöl, sahip olduğu doğal, kültürel ve sosyolojik potansiyelle…
Aslında yeniden doğmaya en hazır şehirlerden biridir.
Şehir Plancısı / Kent Bilimcisi: Halil Karararslan
Tepkiniz nedir?