Zazaca Unutulurken, ZAZA Neden Bu Kadar Gürültülü ?

“Zaza” denilince kavramsal olarak zihnimizde birtakım anlamlar oluşur. En basitinden bu kelimeyi duyunca aklımıza bir dil, bir lehçe, bir ulus gibi olağan kavramlar gelir. Bu da eşyanın tabiatına uygun olsa gerek. Fakat özelikle bu dili konuşan bazı kimselerde bu kavramların dışında ilginç bir psikolojik durumun dışa vurumu karşımıza çıkmaktadır. “Zaza”nın bir kelime, bir kavramdan öteye bir gurur sembolüne dönüşmesinden bahsetmek istiyorum. Bir dil, bir lehçe, bir ulus anlaşılır da bu gurur nedir ne demek istiyorsun gibi bir soru işitiyor gibiyim. Şimdi biraz bu “ZAZA” ve gurur bağlamını açalım.

Zazaca Unutulurken, ZAZA Neden Bu Kadar Gürültülü ?

Zazaca Unutulurken, ZAZA Neden Bu Kadar Gürültülü ?

“Zaza” denilince kavramsal olarak zihnimizde birtakım anlamlar oluşur. En basitinden bu kelimeyi duyunca aklımıza bir dil, bir lehçe, bir ulus gibi olağan kavramlar gelir. Bu da eşyanın tabiatına uygun olsa gerek. Fakat özelikle bu dili konuşan bazı kimselerde bu kavramların dışında ilginç bir psikolojik durumun dışa vurumu karşımıza çıkmaktadır. “Zaza”nın bir kelime, bir kavramdan öteye bir gurur sembolüne dönüşmesinden bahsetmek istiyorum. Bir dil, bir lehçe, bir ulus anlaşılır da bu gurur nedir ne demek istiyorsun gibi bir soru işitiyor gibiyim. Şimdi biraz bu “ZAZA” ve gurur bağlamını açalım.

Konuya başlamadan önce konu ile ilgili çetrefilli bir duruma değinmekte yarar görmekteyim. Dahası aklımdaki en keskin sorulardan birini tam da bu yerde sorma ihtiyacı duymaktayım. Acaba dünyanın başka yerlerinde bir millettin etnik ismi Zazalarda olduğu gibi günlük hayatın retoriğinde bu denli kullanışlı mı? Yani bir Çinli, bir İranlı, bir Rus, bir Arjantinli bizdeki gibi “Asi Zaza”, “Derbeder Zaza” gibi kavramları hayatının birçok yerinde kullanma ihtiyacı duyuyor mu? Bu kavramı kullanınca onore oluyor mu? Bilimsel, metodolojik, felsefi, edebi, askeri yönlerden bazı ulusların etnik adları fazlaca kullanışlı ve biz gündelik hayatta bunlarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Örneğin Yunan Felsefesi, Fars Edebiyatı, Fransız Şiiri gibi etnik isim ile kullanılan, bu kullanımda başarı ve saygınlık uyandıran bir bütünlükten bahsediyoruz. Zazalarda “Zaza” kelimesi maalesef ki bir başarı ve saygınlık ile anılmaktan öteye mahalle duvarlarında, sosyal medya hesaplarında, plaka kodlarında veya gündelik argo ifadelerde kendine yer buluyor.

Konuyu biraz daha açalım. Facebook arama motoruna sadece “ZAZA” yazınca çıkan sonuçlar oldukça şaşırtıcı. Zaza kelimesinin önüne ve arkasına gelmiş çoğu bir anlam ifade etmeyen binlerce hesap karşımıza çıkıyor. İnstagram arama motorunda durumun farksız olduğu ortaya çıkıyor. Diğer sosyal medya platformlarında, başta X gibi daha ciddi bir oluşum olmak üzere, TikTok hesap adları, Youtube kanal isimleri, mail isimleri yine ilginç zaza olmanın gururu ile karşımıza çıkıyor. Trafikte son zamanlarda moda olan “ZZ” plakaları sıkça gözümüze çarpar durumda. Duvarlardaki “Zaza Kentli”, “Derbeder Zaza”, “Asi Zaza”, “Zaza Brindar 12”, “Zaza Huso”, “Zaza Bunalım” gibi bazı zamanlar yarı argoya dönüşen Zaza kelimesi ile yan yana gelen isimler zaten her bir köşenin sokak süsü gibi olmazsa olmazı! TV ekranlarında da “Zaza” bir tür kendine has türeme ile karşımıza çıkmış durumda. Mekân adlarında yine sıkça “ZAZA”yı görür olduk. Mahalli türkü okuyucularının adlarının dışında Zaza Hasan, Zaza Mahmut, Zaza Mustafa gibi takma adlar kullanma ihtiyacı yine mevcut örnekler arasında gösterilebilir.

 “Zaza”nın hayatımızın bu ilginç yerlerinde bu denli sık olmasından elbette rahatsız değiliz. Lakin konu kendi içinde çelişikler barındırdığı için irdelenmeyi hak ediyor. Peki, neden bu kullanım kendini bu kadar çok dayatma ihtiyacı duyuyor? Bu durumun psikolojik-sosyolojik arka planında neler var? Biraz bunu irdeleyelim:

Psikolojik ve Sosyolojik Arka Plan

Türkiye’de etnik kimliklerin ifade biçimleri, tarihsel ve toplumsal bir bağlamla şekillenir. Zazalığın bu denli sık vurgulanması, bir yanıyla “öteki” olmama veya kabul görme refleksi olarak yorumlanabilir. Cumhuriyet’in erken dönemlerinden itibaren uygulanan merkezi ulus inşa politikaları, bazı bireylerde farklı bir kimlik arayışını tetiklemiş olabilir. Özellikle Zazaların, Kürtler, doğulular gibi ötekileştirilen kimliklerle aynı coğrafyayı paylaşması, çoğu zaman aynı kategoriye konulması bu psikolojik durumu besleyen temel faktörlerden biri olarak gösterilebilir. Öyleki Türkiye sosyolojisi göz önüne alındığında başta çerkesliğin, lazlığın, yörüklüğün, boşnaklığın, abhazlığın, gürcülüğün vb. gibi etnisitelerin zazalık ile kıyaslanamayacak kadar az kullanıldığını rahatlıkla görebilmekteyiz. Bu kullanımda bir psikolojik durumun dışa vurumu açıktır. Kürtler, doğulular gibi genel tanımlamaların içinde görülmeleri kendilerini özel bir vitrin kimliği ile ötekinin dışında tutma gayreti sergileme çabasına yönelmiş olabilir. Böylece “ZAZA”nın daha fazla görünür olmasına anlaşılır bir duruma işaret ediyor.

Bir Çelişki: Sembol ile Gerçeklik Arasında

“Zaza” kelimesinin bir kültürel veya entelektüel temelden ziyade, gündelik ve sembolik bir düzlemde karşımıza çıkması yukarıda değindiğimiz tezleri adeta kanıtlar niteliktedir. Zaza dilini aktif olarak kullanan, okuyup yazabilenlerin sayısı oldukça sınırlıyken, kimlik vurgusunun bu denli ön planda olması bir çelişkiye işaret ediyor. Bu durum, bir “dil benliği” kazanma çabasından ziyade, daha çok bir gururlanma aracı, bir vitrin kimliği olarak yorumlanabilir.

Zazaca, UNESCO’nun “tehlikedeki diller” listesinde yer alıyor. Buna rağmen, Zazaca okuryazarlık oranı oldukça düşük. Seçmeli Zazaca derslerine ilgi ise sınırlı. Peki, o halde bu kimlik vurgusu neden dil ve kültür temelinde değil de, daha çok sembolik bir düzlemde kalıyor? Duvarlara yazılan yazılar, sosyal medya hesapları, takma adlar… Bunlar bir kimliği yaşatmak için yeterli mi? Yoksa asıl mesele, aidiyeti somut kültürel üretimle değil, gündelik temsillerle sınırlandırmak mı?

Bugün “Zaza” kelimesinin kullanımı bir psikolojik temelde kabul görmek, görünür olmak, ait hissetmek gibi gürültü hanesinde iken, ünlü halk ozanı Rençber Aziz’in “ma-şıma” (biz ve siz) söylemi ile bahse konu olan durumun tam tersi bir tavır sergilediğini biliyoruz. O, ötekileştirilmeyi bir eziklik olarak değil, bir gurur kaynağı olarak yansıttı. Zazaca ölümsüz eserler bbıraktı ardında. Vitrinin değil öz ile sözün bir yerde buluştuğu kimlik oldu.

Sonuç Yerine: Sembolden Eyleme

“Zaza” kelimesinin bu denli yaygınlaşması, bir yönüyle kimlik talebinin meşru bir dışavurumu. Ancak diğer yandan, bu sembolizmin dil, eğitim ve kültür gibi somut alanlara yansımaması bir çelişki doğuruyor. Zazaca’nın korunması, edebiyatının geliştirilmesi, tarihinin araştırılması… İşte asıl gurur duyulacak olan, bu alanlarda atılacak adımlar olmalı.

Duvarlara yazılan yazılar silinir; ama bir dil, ancak onu yaşatanlarla kalıcı olur. Belki de sormamız gereken asıl soru şu: “Zaza”yı bir gurur sembolü olmanın ötesine taşıyacak somut adımları nasıl atabiliriz?

---

Not: Bu yazı, Zaza kimliği ve dilinin geleceği üzerine düşünen bir sosyolog ve aynı zamanda Zaza dili ve edebiyatı araştırmacısı gözüyle kaleme alınmıştır.

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow