Yeni Dünya Düzeninde Siz
Siz ve Biz! Hepimiz Ya Ölü Kobaylarız Yada Köle. Yeni dünya düzeni diye bir terim etrafında toplanan liderler 1940 lı yıllarda başlanılan çalışmalar ile yer, gök ve dahi bu alandaki mülk melekut istilasına karar vererek; krallar ,soytarılar ve köleler olarak planlarını dizayn etmişlerdir.
Siz ve Biz! Hepimiz Ya Ölü Kobaylarız Yada Köle.
Yeni dünya düzeni diye bir terim etrafında toplanan liderler 1940 lı yıllarda başlanılan çalışmalar ile yer, gök ve dahi bu alandaki mülk melekut istilasına karar vererek; krallar ,soytarılar ve köleler olarak planlarını dizayn etmişlerdir.
Dünya savaşları bittikten sonra yeni dünya düzencileri savaşların pahalı olduğunu ve bu giderin zenginliklerine zarar verdiğini düşünerek , bundan sonra birbirleri ile savaşmak yerine, başkalarını kendileri için savaştırmak ve bu savaşlar olurken yardım amaçlı istilalar ile , yeni ve daha ucuz stratejik bir yol izlemeye başladılar. Bu yolda işbirlikleri yaptıkları siyasiler ve guruplar ile ülkelerin bahçelerini, sofralarını istila etme kararı alarak halkların refahı değil, halkların daha çok muhtaç edilerek daha rahat ve ucuz yönetilmesi yöntemi ile kendi saltanatlarını perçinlediler. 1970 li yıllardan sonra cephe savaşlarının ortadan kaldırılması ile vekalet savaşları ve ekonomik savaşlar çağı eşlenirliği fikirlerine az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yardım adı altında enformal bir yaklaşımla adım adım istilalar ve bağımlı ülkeler üretmeye başladılar.
Yerel işbirlikçiler ve bu yeni dünya düzencilerine yakın ve ortak olanlar, vekaletlerini yerine getirerek istila edilen, öldürülen, sürülen insanların ve coğrafyaların milliyetçiliğini yapar gibi görünerek , taammüden işlenen suçlara ortak olmuşlardır. Bu tebaa halkına vatan ve din aidiyetleri satarak yeni dünya düzencilerine topraklarını , madenlerini güzelleme yolu ile istilaya açarak ortaklık şirinliği sergiliyordu. Bu tebaa ara sınıf olan kralın soytarıları sınıfını oluşturmakla karakterini becerikli bir halvet ile tamamlıyordu. İşbirlikçilerin ortaklarına şirin görünmek için ülkelerinin Tarımını bitirmek, ülkelerini teknolojik yoksunluğa , eğitimlerini ezber sistemler ile insani melaikeleri yok ederek, daha sonra işbirlikçilerine, “bizi kurtarın” diye meşru zemin üretiyorlardı.
Vatanseverlik adı altında önce bahçelerini sonrada üretken insanlarını yok ederek görevlerini tamamlamaya çalışan bu tebaa ,Şimdi de dağ taş ve tarımsal alanların istilasına konu maden yasası ile yeni dünya düzencilerine hizmet ederek , maden sahalarını sınırsız talan yanı sıra, aynı zamanda maddi olanaklar vergi indirimleri gibi ihanet içindeydiler. Dünyada uygulanmayan vahşi madencilik yöntemleri ile hem çevreyi, tarımı hem de kırsal yerleşkeleri yok ediyorlardı.
Çok değil 10 larca yıl önce kırsal alan tanımı içinde üreterek kendi kendine ve dahi şehirlere yeten köylüyü muhtaç hale getirerek şehirlere göç ettirmekle istilaya başladılar.
1940 lı yıllarda Marchal planı ile toprak, su, tarımsal alan ve kırsal hayvancılık varlıkları ile dünyaya minnet etmeyen özgür ve yetenekli üretici insanları yok ederek kendilerine bağımlı kılmak üzere başlattıkları savaşlarına, o ülkenin siyasetçilerini de satın alarak (yada ortak ederek) istila yolculuklarında başarılı bir şekilde yürüttüler.
Öncelikle siyasi yelpazede olan ve olası olan bürokratlarını kendi ülkelerine eğitim bahanesi ile ağırlayıp, kendilerine hayran bırakarak işbirliği kervanlarına kattılar.
Ağırlama ve eğitim sürecinde yapılan anlaşmaların hepsi 3. Dünya ülke bürokrat ve siyasilerinin iktidar hırsı ve mali çıkarları uğruna halklarını topraklarını yok saymakla yeni dünya düzeni hizmetlerine başlamış ve istila yolculuğuna yerli milli kelimelerini en çok kullananların eliyle devam ediyordu.
1970 li yıllarda ülkenin yerli değerli üretime konu neyi var ise o alanlarda enformal müdahaleler ile yeni alışkanlıklar ve yeni kobaylar üretmeye başladılar. Bir yandan siyasi iktidarları belirleme rolleri, diğer yandan o siyasilerin işlerini kolaylaştırmak üzere istila ürünlerini yaşamın temel gereksinimi olduğunu irdeleyerek , öz üretimimizden öz değerlerimizden bizi koparıyorlardı.
O yıllarda her deresinden süt akabilecek hayvan varlığına sahip ülkemizde eğitim öğretime dahil olan çocuklarımıza süt tozundan yapılmış sütler ve katkılı pasta ile öğün alışkanlıkları ile çocukların geleneksel beslenme alışkanlığına derin uçurum kattılar.
O katkılı süt ve pasta yiyen çocuklar kendi bahçesindeki ineğin koyunun keçinin sütünden uzaklaşarak aynı zamanda geleneksel sağlıklı besini kakalamaya başladılar. Annesinin tam buğday esmer ekmeğini istilacıların beyaz ve hastalık üreten bembeyaz ekmeğine tercih edere biyolojik ve akli sağlıklarından olmaya başladılar.
Yetmedi! O yıllarda Türk sanatçılara para karşılığı türküler ısmarlayarak genç insanları da bu kervana katmaya devam ettiler. Bu enformal etkiyi arttırmak üzere sanatçılarımız patavatsızca türküler yaptırarak, özünden koparmaya devam ettiler .
Türkü “ Zeytin yağı yiyemem aman basma fistan giyemem aman” diye oynak havada bestelenerek her düğün dernekte duyurularak, sonunda geçmişine kin, yeni zehirli ürün ve istilaya hoş geldin diyen bir nesil türettiler.
İşte bu ihanet içinde olan tüm siyasiler Çevre ve sürdürülebilir yaşam için değil, yaşamları ve özgülükleri yok edip muhtaç üretmekle övünüyorlardı.
Hatta bazıları yardım edilen yoksul sayısını utanarak açıklaması yerine gururla “ çok şükür bu yıl geçen yıla göre 20.000 yoksul ailemize yardım ettik” diyerek kobaylarına hitap ediyor ve kobayları da elleri çatlarcasına alkışlıyordu.
Evet; taammüden işlenen suçları sonunda, Dünyayı besleyebilecek topraklara sahip ülkemizde, toprak su ormanlık alanlara karşı yaşanan saldırılar sonrası, çiftçi köylü ve halklar bu mezalimde kaleleri terk etmeye başladılar. Bu işlenen cinayet sonucu gerçekleşen ithal ürünlerle hem fakirleşip hem de zehirlenirken ne yazık ki herkes ve tüm kesimler yoksulluğu kutsayıp adeta şükür içinde sadece iktidarın yoksul sınıfına girmek için birbirini eziyordu.
Sonlu bir dünyada patavatsızca büyüme(sadece kendini büyüten) olabildiğini yayan bu istilacılar önce size inaç satar , başaramazsa siyasileri kullanarak işgallerine yasal dayanaklar üretirler. Bunların işbirlikçileri dinci, milliyetçi, Vatan naraları ile sizi Yeni dünya düzenine kobay olarak hediye etmiştir.
Tüm çabalara rağmen ya ölü kobaylarsınız yada yaşayan köleler olarak yeni dünya düzeni ve işbirlikçilerine hizmet edecek karın tokluğuna karşı bir işgücüsünüz. Yada sadece bir sayısınız..
Yani eğer kobay olarak ölmezseniz , köle olarak hizmetinizi eda ettikten sonra öleceksiniz..
Bu nedenle su toprak tarımsal alan, mera ve orman varlıklarına sahip çıkmak için çok değil sadece insani ve yaşam nedeniniz var.
Ya susar köle olursunuz yada karşı koyar sadece insan olursunuz..
Selam ve saygılarımla
Tepkiniz nedir?