25 Kasım'a 3 Kala..
Öncelikle İfa Medya’nın yayına girdiği ilk gününü kutlayıp, bu çalışmada emeği geçenlere teşekkür ederek başlamak isterim. Yazılarımla, meslek disiplinim açısından teknik konularla toplumsal fayda-zarar hususunu tartışmaya çalışırken, araya güncel politik konular ile tarihî bilgi temelli konularda aktarımlar da yapmaya çalışacağım.
25 Kasım’a 3 gün kala yazılabilecek en anlamlı konu olarak Kadına Yönelik Şiddet olduğunu düşündüm ve bu sebepten dolayı bu platformda ilk yazımı bu konuyu esas alarak yazmaya karar verdim.
İsterseniz 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün tarihine bir bakalım;
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, 1999 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kadına yönelik şiddete vurgu yapmak ve soruna dair farkındalık yaratmak amacıyla ilan edilen bir gündür.
Geldiğimiz zaman diliminde evrensel bir sorun hâline gelen kadına yönelik şiddet; fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet şeklinde görülen ve ciddi boyutlara ulaşmış bir sorun hâline gelmiştir.
Somutlamak için sivil toplum dinamiklerince açıklanan raporlardan verileri aktarmak yerinde olacaktır.
Her ne kadar 1979 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen, Türkiye’nin de 1985’te taraf olduğu “Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ne (CEDAW) göre, taraf olan ülkelerin şiddetle mücadelede etkin politikalar yürütmesi beklense de, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu tarafından açıklanan rapora göre 2025’in ilk 10 ayında 317 kadının öldürüldüğünü biliyoruz. Katledilen kadın sayıları sistematik bir şekilde artarak yıllara yayılmaktadır.
Öldürülen bu kadınların çoğu; evli olduğu erkekler, eskiden evli olduğu erkekler, birlikte olduğu erkekler ya da aile bireyi erkekler tarafından yaşadıkları evlerde ateşli silahlarla öldürüldüler. Bunlar, siyasi sebeplerle olmasa bile egemen zihniyetin politikaları sonucu olarak geliştiği herkesin malumudur.
Örneklemek gerekirse; yargı paketleriyle gündeme gelen aflar kapsamında serbest kalan suçlular, tekrar suç işleyecek alanlara ulaşıyorlar. Yurdumuzda birçok kadın, önceden suç işlemiş, ceza almış ya da uzaklaştırma kararı verilmiş erkekler tarafından öldürülüyor. Bu erkekler de bu şartlar değerlendirilmeden ve geçmişte işledikleri suçlar göz önünde bulundurulmadan, yargı paketlerine göre serbest bırakılıyorlar. Serbest kalınca da kayıt ve başvurularla sabitlenmiş olan sorun yaşadığı kadınları öldürerek tekrar yeni bir suç işlemiş oluyorlar. Yani aslında Kırmızı Pazartesi misali…
Caydırıcı cezaların olmaması ya da “iyi hâl” adı altında hafifletilmiş cezaların hüküm biçilmesi, failleri korumaya devam ediyor. Özellikle cinsel şiddet artıyor ve yaşam hakkı gasp ediliyor.
Tüm bu hususları yekûnen değerlendirecek olursak, Aile Yılı ilan edilen 2025 yılının ilk 9 ayında 317 kadının öldürüldüğü gerçekliğini önemseyip, cezasızlık politikasının ve cezaların hafifletilmesi politikasının ilerleyen süreçlerde kadınlar üzerindeki eril zihniyet şiddetini artıracağını göz önünde bulundurarak, yargı süreçlerinin işletilmesi gerektiğini egemen sisteme duyurmak istiyoruz.
Toplumsal özgürlüğü seslendirirken kadının özgürlüğünü göz ardı etmemeliyiz; çünkü kadın özgür olmadan toplum özgür olamaz…
Jın, jiyan, azadî…
Tepkiniz nedir?