Taksi plakası Usülsüzlüğünün Perde Arkasında Ne Var ? Erdal Arıkan'ın Sorumluluğu Nedir ?

Bu olay bir kişinin yaptığı münferit bir işlem mi, yoksa daha geniş bir yapının parçası mı? Belediye tarafı “tek personel” diyor. Ancak sahadan gelen iddialar ve ortaya çıkan yeni bulgular, bu usulsüzlüğün birden fazla plakayı ve S plakalarını da kapsadığını gösteriyor. Bu yüzden dosyanın kaderini belirleyecek sorular hâlâ ortada duruyor: Kaç plaka? Bireysel mi, organize mi? Sadece belediye mi, yoksa birden fazla kurum mu? Bu soruların cevabı, olayın hem ölçeğini hem de niteliğini değiştirecek. Ve gelelim en çok tartışılan başlığa: Belediye Başkanı.

Taksi plakası Usülsüzlüğünün Perde Arkasında Ne Var ? Erdal Arıkan'ın Sorumluluğu Nedir ?

Bir belediyede yaşanan bir usulsüzlük iddiası çoğu zaman iki uçta tartışılır:

Ya “bir şey yok” denir ya da henüz ortada somut delil yokken herkes suçlu ilan edilir.

Bingöl Belediyesi’nde ticari araç plakaları üzerinden gündeme gelen iddialar da tam olarak böyle bir savrulmanın ortasında duruyor. Oysa bu dosya sloganlarla değil, adım adım ve soğukkanlı bir akılla okunmalı.

Hikâye 2022’de başlıyor. Belediye meclisinin aldığı kararla ticari araç plakaları 10 yıllık kiralama usulüyle ihaleye çıkarılıyor. 40 plaka için yapılan ihalede 22 kişi teklif veriyor. Ancak bu tekliflerin yalnızca 10’u şartları tamamlayarak süreci sonuçlandırabiliyor. Geriye kalan 12 kişinin hakkı yanıyor.

Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi ilerliyor. Sistem çalışıyor, hukuk işliyor.

Ama kırılma tam da burada yaşanıyor.

Normal şartlarda bu 12 plakanın yeniden ihaleye çıkarılması gerekir. Çünkü bunlar kamu malıdır ve ancak şeffaf bir ihale süreciyle tahsis edilebilir. İddialar ise bunun yapılmadığını söylüyor.

Bunun yerine bu plakaların resmi ihale sürecine sokulmadan, 10 yıllık kiralama yerine süresiz şekilde ve en önemlisi kayıt dışı yöntemlerle dağıtıldığı öne sürülüyor.

Eğer bu doğruysa, burada artık “usulsüzlük” kelimesi yetersiz kalıyor. Bu, doğrudan kamu sisteminin dışına çıkılması anlamına gelir.

İddiaların en ağır kısmı ise sahte evrak meselesi.

Bu plakalar için belediye kayıtlarına girmeyen, resmi sistemde karşılığı olmayan ama sahada geçerliymiş gibi kullanılan ticari taşıt tescil belgeleri üretildiği ileri sürülüyor. Yani sadece bir tahsis yapılmamış, aynı zamanda bu tahsis hukuken varmış gibi gösterilmiş.

Bu tablo, tek başına bile oldukça ağır bir duruma işaret ediyor.

Sürecin ortaya çıkışına ilişkin anlatımlar ise bazı noktalarda farklılaşıyor.

Belediye yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre süreç 31 Mart’ta, benim yaptığım araştırmaya göre ise 17 Mart’ta gelen bir ihbarla başlıyor. Bizzat Belediye Başkanı Erdal Arıkan’a gelen bu ihbar telefonu üzerine Başkan Arıkan, derhal Belediye Başkan Vekili Hasan Çeçen’i ve Belediye Başkan Yardımcısı Yaşar Demir’i durumu yerinde incelemeleri için görevlendiriyor.

Demir ve Çeçen’in yaptığı inceleme sonucunda, içerisinde belediye zabıta müdürü M.E.’nin de isminin geçtiği bir usulsüzlükle karşı karşıya olunduğu görülüyor ve durum başkana bildiriliyor.

Başkan Arıkan, aldığı bu bilgilendirmenin ardından olayın detaylı şekilde araştırılması için belediye içerisinden bir yetkiliyi soruşturmayı yürütmekle görevlendiriyor.

Nihayetinde kısa süren soruşturmanın sonucunda, usulsüzlüğün yalnızca bir plakayla sınırlı olmadığı; 2022 yılında ihaleye çıkarılan ve gereklilikleri yerine getirilmediği için satışı gerçekleşmeyen 12 plakanın tamamını kapsadığı anlaşılıyor.

Olayın kamuoyuna yansıması ise 20-22 Nisan tarihlerine denk geliyor.

Dosyanın seyrini karmaşıklaştıran nokta ise ihbar sürecine ilişkin çelişkili açıklamalar.

Belediye kendi bünyesinde araştırmalarını sürdürürken, 6 Nisan tarihinde yeterli delile ulaşabilmek için Şoförler Odası ile iletişime geçiyor.

Ancak Şoförler Odası’nın yaptığı açıklamaya bakıldığında, ilk ihbarın kendilerine geldiği ve belediyenin olaydan ancak kendilerinin yaptığı açıklamadan sonra haberdar olduğu ifade ediliyor.

Ayrıca ilgili açıklamada, belediyeden bilgi talep ettikleri ancak belediyenin kendilerine cevap vermediği de iddia ediliyor.

Burada her iki kurumun da süreci daha şeffaf biçimde açıklaması elzemdir. Zira bu tutarsız açıklamalar kamuoyunda farklı soru işaretleri bırakmaktadır.

Dikkat edilmesi gereken husus şudur: Eğer belediye yetkilileri bu meseleye anlık ve şeffaf biçimde refleks verdiyse, bu durum bir örtbas değil, kriz yönetimi olarak okunur. Ancak gecikme ya da eksik müdahale söz konusuysa, bu da ayrıca tartışılmalıdır.

Şu da unutulmamalıdır ki plakalarla ilgili herhangi bir iddia yokken, belediye bünyesinde soruşturmayı yürüten yetkilinin başkana verdiği bilgiler doğrultusunda belediyenin avukatları, S plakaları hakkında da soruşturma yürütülmesi için savcılığa şikâyette bulunmuştur.

Bugün tartışmanın kilitlendiği nokta ise şu:

Bu olay bir kişinin yaptığı münferit bir işlem mi, yoksa daha geniş bir yapının parçası mı?

Belediye tarafı “tek personel” diyor.

Ancak sahadan gelen iddialar ve ortaya çıkan yeni bulgular, bu usulsüzlüğün birden fazla plakayı ve S plakalarını da kapsadığını gösteriyor.

Bu yüzden dosyanın kaderini belirleyecek sorular hâlâ ortada duruyor:

Kaç plaka?
Bireysel mi, organize mi?
Sadece belediye mi, yoksa birden fazla kurum mu?

Bu soruların cevabı, olayın hem ölçeğini hem de niteliğini değiştirecek.

Ve gelelim en çok tartışılan başlığa: Belediye Başkanı.

Açık ve net konuşmak gerekir.

Mevcut bilgilerle belediye başkanının bu işlemleri bizzat yaptığına ya da talimat verdiğine dair somut bir veri yok. Bu nedenle doğrudan “yolsuzluk yaptı” demek hem hukuken hem de ahlaken zayıf bir iddiadır.

Suç isnadı delille yapılır, varsayımla değil.

Ancak bu, başkanın hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına da gelmez.

Eğer bir zabıta müdürü ihale sistemini devre dışı bırakabiliyor, sahte evrak üretebiliyor ve kamu malını kayıt dışı şekilde dağıtabiliyorsa, burada açık bir denetim zaafı vardır.

Bu da doğrudan yönetim sorumluluğudur.

Yani ceza sorumluluğu ile yönetim sorumluluğunu birbirine karıştırarak yapılan her yorum, meseleyi çarpıtmaktan başka bir işe yaramaz.

Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken daha kritik bir ihtimal var.

Anlatılan mekanizma tek bir kişinin anlık hatası gibi durmuyor.

Süresiz plaka verilmesi, sahte evrak düzenlenmesi ve bu araçların sahada fiilen çalışabilmesi; birden fazla aşama, bilgi akışı ve göz yummayı gerektirir.

Bu da doğal olarak şu soruyu doğuruyor:

Bu gerçekten tek kişinin yapabileceği bir iş mi?

Eğer değilse, mesele sadece belediye sınırları içinde kalmayabilir.

Tescil süreçleri, denetim mekanizmaları ve sahadaki uygulamalar dikkate alındığında, başka kurumların da dolaylı ya da doğrudan temas etmiş olma ihtimali göz ardı edilemez.

Bu nedenle bu dosya dar bir çerçevede ele alınamaz.

Savcılığın ve ilgili kurumların;

  • Plaka sayısını netleştirmesi

  • Bu plakaların kimlere verildiğini ortaya çıkarması

  • Sahte olduğu iddia edilen belgelerin hangi kanallardan üretildiğini incelemesi

  • Sürece dahil olmuş olabilecek tüm kişi ve yapıları tespit etmesi

gerekmektedir.

Çünkü eğer ortada organize bir yapı varsa, tek bir kişiyi işaret edip dosyayı kapatmak gerçeği ortaya çıkarmak değil, üstünü örtmek olur.

Sonuç olarak bu meselede iki hataya düşmemek gerekiyor.

Ne hiçbir şey olmamış gibi davranmak doğru ne de delilsiz biçimde en üst makamı suçlu ilan etmek.

Adalet öfkeyle değil, delille yürür. Örf de bunu söyler, hukuk da.

Ama aynı zamanda şu da unutulmamalı:

Bu tür olaylar sadece bir kişinin değil, bir sistemin sağlamlığını test eder.

Ve görünen o ki, o sistem en az bir yerinden ciddi bir çatlak vermiş durumda.

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow