Yaşam ve Örgütlülük Üzerine
Yaşam dediğimiz şey, çoğu zaman doğum ile ölüm arasına sıkıştırdığımız bir çizgi gibi anlatılır. Oysa insan için yaşam, yalnızca nefes alıp vermekten ibaret değildir. İnsan, değerleriyle, diliyle, kültürüyle, haklarıyla vardır. Bu nedenle yaşam, sadece sürdürülmez; anlamlandırılır, savunulur ve iyileştirilir.
Yaşam ve Örgütlülük Üzerine
Yaşam dediğimiz şey, çoğu zaman doğum ile ölüm arasına sıkıştırdığımız bir çizgi gibi anlatılır. Oysa insan için yaşam, yalnızca nefes alıp vermekten ibaret değildir. İnsan, değerleriyle, diliyle, kültürüyle, haklarıyla vardır. Bu nedenle yaşam, sadece sürdürülmez; anlamlandırılır, savunulur ve iyileştirilir.
İlginçtir, örgütlenme de insanın dünyaya gözünü açtığı anda başlar. Aile, aslında ilk örgütümüzdür. Sonra büyür, genişler; mahalleye, köye, derneklere, meslek örgütlerine kadar uzanır. Taleplerimizi dile getirmeyi, dayanışmayı, haksızlık karşısında ses çıkarmayı bu alanlarda öğreniriz.
Ve bir noktadan sonra fark ederiz ki örgütlenmek, yalnızca bir hak arayışı değildir; yaşamı daha yaşanabilir kılmanın en güçlü yollarından biridir.
Bugün dünyanın neresine bakarsanız bakın, örgütlü toplumlarda yaşam standartlarının daha yüksek olduğunu görürsünüz. Çünkü örgütlü toplumlar, haklarını bilir. Haksızlık karşısında susmaz. Kendini, kentini ve geleceğini korur.
Peki bizde durum nasıl?
Ne yazık ki ilimizde bu örgütlü kültürün eksikliğini her adımda hissediyoruz. Bir protesto kültürü yok. İnsanlar haklarını savunmaktan çekiniyor ya da “zaten bir şey değişmez” diyerek geri duruyor. Etrafımızda yaşananlara baktığımızda bunun bedellerini açıkça görüyoruz:
Yıllarca inşaatı süren mevcut devlet hastanesi…
Üç kez iptal edilen havaalanı ihalesi…
Hâlâ çözülemeyen suya erişim sorunu…
Kent meydanı…
Millet vadisinin bitirilememesi…
Kültür mahallesi Kentsel dönüşüm sürecinde mağdur edilen vatandaşlar…
Depremzede vatandaşlarımızın konutlarının teslimi bir yana yapımlarına dahi başlanılmaması…
Ve daha niceleri…
Tüm bu tablo bize bir gerçeği gösteriyor:
Örgütlü toplum yoksa, hak da yok; hak yoksa, huzur da yok.
Dayanışmanın olmadığı yerde refah gelişmiyor.
Hesap sorulmayan yerde yanlış bitmiyor.
Kentin kaderi, birkaç kişinin kararına bırakılıyor.
Bu nedenle bugün, örgütlü toplumun önemini hatırlatmak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü yaşam, sadece yaşamakla değil; değerlerimize sahip çıkmakla, hakkımızı aramakla ve bir arada durmakla güzelleşir.
Belki de tam şimdi, sormamız gereken soru şudur:
Biz bu kenti , bu hayatı ne kadar sahipleneceğiz ?
Cevabı ise tek bir kelimede saklı
“Örgütlülük”
Tepkiniz nedir?