Siyasetçiler mi Kifayetsiz, Yalakalar mı Başarılı?

Asıl siyaset, toplumun ortak aklını büyütmek için yapılır. Memleketimde ise siyaset, insanın içindeki en zayıf tarafları büyüten bir imkân gibi görülür.

Siyasetçiler mi Kifayetsiz, Yalakalar mı Başarılı?

Peki siyasetin temel amacı nedir? Refahı artırmak, huzuru sağlamak, güvenliği tesis etmek, adaleti güçlendirmek, insan onurunu korumak ve geleceğe dair ortak bir umut inşa etmektir. İnsanın ekmeğiyle, işiyle, eğitimiyle, huzuruyla, yarınıyla ilgilenmektir.

Peki bizde öyle mi? Namus, şeref sözlerinin yerini seçim anketleri, yüzde hesapları, üye sayıları, sosyal medya görünürlüğü ve koltuk mühendisliği almıştır. Siyaset, çare olmaktan çıkmış; rakamların, adamcılığın, basit pazarlıkların ofisi olmuş.

Koordinatör veya genel merkez yetkilisi soruyor:

Kim kaç kişiyi üye yaptı?

Kim hangi delegeyi kontrol ediyor?

Kim hangi başkana yakın?

Kim hangi grubun adamı?

Kim hangi listede yer bulacak?

Siyasetin en tepesi bunları dert edinirse, milletin derdini dinleyen kim olur? Böyle olunca parti binaları menfaat arayanların, "görüneyim" diyenlerin, küçük güç alanları kurmak isteyenlerin adresine döner. Siyaset yapmak isteyenler “Ben bu memlekete nasıl hizmet ederim?” sorusuyla değil, “Buradan bana bir şey çıkar mı?” hesabını yapıyor. Bir memleket düşünün ki halk için siyaset yapmak isteyenin asıl derdi; kendine bir iş, bir mevki, bir ihale, bir referans, bir tanışıklık, bir koruma alanı, bir sosyal itibar, bir kapı arayışı oluyor. Acı olan da şu ki yapı da çoğu zaman bütün bunlara çok uygun düşüyor.

Yalaka düzeni zaten almış başını gidiyor. Güç hangi tarafa kayarsa, yalakalar da oraya kayıyor. Yalakaların ideolojisi yoktur. Yalakaların ahlakı yoktur. Yalakaların davası yoktur. Yalakaların yönü, gücün yönüdür. Buna şaşırmayın; yalakalar dün yanında durduğunun bugün karşısında durur. Dün alkışladığını bugün suçlar. Dün eleştirdiğini bugün yere göğe sığdıramaz. Çünkü yalaka hakikatin değil, menfaatin çocuğudur.

Kötü olan şey ise yalaka çoğu zaman kazanır. Garip ama yalaka yorulmaz. Yalaka utanmaz. Yalaka hafıza taşımaz. Yalaka dününü inkâr etmekten rahatsız olmaz. Yalaka bugün söylediğinin yarın tersini söylemekte hiçbir ahlaki sıkıntı görmez. Bu tür ahlaksızlar için siyaset, fikir mücadelesi değil, hayatta kalma tekniğidir. Hangi lider yükseliyorsa ona yaklaşır. Hangi ekip güçleniyorsa onun kapısında görünür. Hangi koltuk sallanıyorsa ilk önce o terk eder.

Belki de bu nedenlerden dolayı dürüst insanlar çoğu zaman siyasetten uzak durur. Ve istenen olmuştur. Ahlaklı insanlar geri çekilmiştir. Fikir insanları susmuştur. İlkeli olanlar yalnızlaşmıştır. Ve, ve, ve meydan en çok bağıranlara, en hızlı saf değiştirenlere, en çok yarananlara kalmıştır. Toplum olarak hepimizin derdi tam da bu noktadan itibaren krize dönüşmüş müdür? İdare bu ahlaksızlara bırakıldıktan sonra, toplumun ahlaki omurgası zayıflamış mıdır? Liyakat alanı terk etmiş midir? Cesaret hapsedilmiş midir? Dürüstlük aptallık sayılmış mıdır? Eleştiri düşmanlık kabul edilmiş midir?

Peki bütün bunlardan sonra ne olmuştur? Yöneticilerin ihtirasları da büyümüş. En küçük bir yetki, bazı insanlarda büyük bir sarhoşluk yaratmış. Kibir her birinin paçasından akmaya başlamış.

Bilinmelidir ki makamlar, insanı büyütmez. Sadece insanın içinde ne varsa onu görünür kılar. Makama hizmet etmesi gerekenler ne yaptı? Makamla intikam aldılar. Makamla insanları ezdiler. Makamla çevresindekileri susturdular. Bütün bunları yaparken büyüdüklerini zannettiler.

Maalesef siyasetin de böyle bir ahlaki çelişkisi vardır. Birçoğu liyakat der ama görev dağıtırken akrabalığa, mezhebe, etnik yakınlığa, kişisel sadakate bakar. Liyakate değil, sadakate bağlı yetkilendirmeler toplumu birleştirmez, böler. İnsanları ortak gelecek etrafında toplaması gerekirken küçük aidiyet kamplarına ayırır. Etnik bağlar, mezhepsel yakınlıklar, aile ilişkileri, arkadaşlık ağları ve çıkar dayanışmaları siyasetin perde arkasını oluşturan röntgenler haline döner. Röntgenlenen her hastalık ya tedavi edilmeli ya da yeni teşhislere tabi tutulmalı.

Siyasette yaşanan bu ahlak krizi, sadece belirleyicilerin sorunu değil, bütün tarafların sorunudur. Memleketteki siyasetin tek değeri sayısal veriler ve niceliktir. Kaç tane üyen var, anketlerde yüzde kaçlardasın, hangi parti ile ittifak arayışındasın? Elbette sayısal veriler önemlidir. Elbette oy oranı önemlidir. Elbette... Ancak siyaseti yüzde hesabına dönüştürdüğümüz yerde, insan kaybolur. Yoksulun sofrası, gencin umudu, emeklinin çaresizliği, çiftçinin borcu, işsizin sessizliği, kadının güvenliği, çocuğun geleceği arka planda kalır ya da tamamen ortadan kalkar.

Siyasetinizde rakamlar olsun ama siyasetinizin ahlakla anlam kazanacağını unutmayın. Mesele yüksek oy almak mı? Siyasetten yüksek bir seviye yakalamak mı? Mesele iktidar olmak mı? İktidarı taşıyacak karaktere sahip olmak mı? Karaktersizde iktidar, tehlikeli bir araçtır. Ahlaksızda güç, zulümdür. Liyakatsizde sadakat, çürümedir. İlkesiz siyaset, çıkar pazarıdır.

Memleketimizde bağıran siyasetçi değil, düşünen siyasetçi isteriz. Tehdit eden yönetici değil, dinleyen yönetici isteriz. Kendi egosunu büyüten siyasetçi değil, halkın derdini düşünen siyasetçi isteriz. Biz istedik ki siyaset insanımızı büyütsün ama gördük ki siyaset, siyasetçilerimizin zaaflarını büyüttü. Memlekette çıkar mühendisliği siyasetin yerini alınca, halk haklı olarak siyaset kurumuna arkasını döndü; siyasetçi yalnızlaştı, sandıklar boş kaldı.

Ey siyaset ve idare kurumu, hiç düşündünüz mü insanlar size neden arkasını döndü? İnsanlar; kurumlara, partilere, yöneticilere olan güvenlerini kaybettiler. Vatandaş, herkesin bir hesabı olduğuna inanıyor. Her sözün arkasında bir pazarlık, her yakınlığın arkasında bir beklenti, her sloganın arkasında bir kişisel çıkar olduğuna inanıyor.

Yıkılan bu güven var ya, emin olun ekonomik krizden daha ağırdır, daha derindir. Çünkü ekonomi zamanla düzelebilir. Fakat güveni yıktınız, toplumun ruhunu yaraladınız. Peki telafisi mümkün değil midir? Elbette ki mümkündür; siyaseti yeniden insan onuru etrafında şekillendirmek, gücü sınırlamak, denetlemek gerekir. Dahası, parti içi demokrasiyi gerçekten işletmek, yalakalığı değil dürüstlüğü ödüllendirmek, sadık olanı değil ehil olanı göreve getirmek, eleştireni düşman değil aynaya tutulan hakikat olarak görmektir. Siyaset, birilerinin kendisini önemli hissetme aracı değil, toplumun kendisini güvende hissetme aracı haline getirilmelidir.

Ey siyasetçim; makamdayken mütevazı misin? Güçlüyken adil misin? Eleştirildiğinde öfkeni yenebiliyor musun? Ve en önemlisi, koltuk gidince insan kalabiliyor musun? Unutma, siyaset ve idare aynı zamanda senin karakter sınavındır. Gelin, yarın geç olmadan siyasetin ruhunu değiştirelim; parti değiştirmek, lider değiştirmek, aday değiştirmek boş. Siyaset kurumu ahlakını kaybederse "bir şey olmaz" demeyin; insanlar umudunu da kaybeder. Ve unutmayın, umudunu kaybeden bir toplumda en büyük yıkım ve kayıp, insanların iç dünyasında oluşur.

Saygılarımla.

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow