Bingöl’ün Yeraltı Hazinesi Jeotermal

Prof. Dr. Orhan Mertoğlu’ndan 21. Yüzyıl Kalkınma Reçetesi "Mevzu Bingöl" programına konuk olan Türkiye Jeotermal Derneği Başkanı Prof. Dr. Orhan Mertoğlu, Bingöl’ün jeotermal potansiyeli üzerine kentin kaderini değiştirecek açıklamalarda bulundu. 52 yıllık mesleki tecrübesini aktaran Mertoğlu, jeotermalin sadece bir "sıcak su" veya "kaplıca" olmadığını; elektrikten lityum üretimine, doğalgaz maliyetini dörtte bire düşüren konut ısıtmasından yüksek verimli seracılığa kadar kenti kalkındıracak devasa bir "kaynak" olduğunu vurguladı.

Bingöl’ün Yeraltı Hazinesi Jeotermal

Jeotermal: Tek Başına Enerji Değil, Stratejik Bir Kaynak

Programda jeotermalin tanımını geniş bir perspektifle yapan Prof. Dr. Orhan Mertoğlu, bu kaynağın yanlış anlaşıldığına dikkat çekti. Mertoğlu, "Jeotermal tek başına bir enerji değil, bir kaynaktır" diyerek bu kaynaktan onlarca farklı sektörde faydalanılabileceğini anlattı. Mertoğlu’nun aktardığına göre jeotermal kaynaklar; elektrik üretimi, şehir ısıtması ve soğutması, sera ısıtması, endüstriyel kullanım, kimyasal madde üretimi (lityum, gübre, ağır su), mineral eldesi, sıvı karbondioksit ve kuru buz üretimi, termal turizm, kültür balıkçılığı ve hatta suni yağmur yağdırılması gibi çok geniş bir yelpazede kullanılabilmektedir.

Türkiye'nin jeotermal kaynak zenginliği bakımından dünyada ilk beş ülkeden biri olduğunu belirten uzman, Bingöl’ün de bu zenginlikten payını alması gerektiğini ifade etti. Bingöl, Kuzey Anadolu Fay Sistemi (KAF) ile Doğu Anadolu Fay Sistemi’nin (DAF) kesiştiği, tektonik açıdan son derece aktif ve zengin bir bölgede yer almaktadır.

"Vatandaş Doğalgazın Dörtte Biri Fiyatına Isınabilir"

Ekonomik anlamda halka dokunacak en önemli projelerden biri olan konut ısıtması, programın en çok ilgi çeken başlıklarından biri oldu. Mertoğlu, jeotermal ısının yerli, milli ve dışa bağımlı olmayan bir kaynak olduğunu belirterek, "Jeotermal ısı ucuz bir ısıdır. Biz evleri doğalgazın dörtte bir fiyatına ısıtabiliyoruz" dedi.

Bingöl’de konut ısıtması için potansiyel bölgeleri tek tek sıralayan Mertoğlu; Hacılar (Hacıyan), Kös (Ilıcalar), Karlıova, Yayladere ve Hozavit bölgelerinden elde edilecek ısının şehir merkezlerine ve binalara ulaştırılabileceğini kaydetti. Bu sistemin uygulandığı İzmir Balçova, Afyon, Kırşehir ve Simav gibi yerlerde vatandaşların hiçbir çevre şikayeti olmadığını, aksine hem daha ucuz hem de daha konforlu bir ısınma kültürüne kavuştuklarını örneklerle anlattı.

Stratejik Maden: "Beyaz Altın" Lityum ve Karbondioksit İhracatı

Prof. Dr. Mertoğlu, Bingöl’ün jeotermal sularının sadece ısı değil, aynı zamanda değerli madenler barındırdığının müjdesini verdi. Geleceğin batarya teknolojisi (cep telefonları, elektrikli arabalar) için hayati önem taşıyan lityumun, jeotermal sulardan ayrıştırılarak pil yapımında kullanılabileceğini belirtti. Mertoğlu, "Bugün Almanya, Amerika ve Fransa jeotermal suyun içindeki lityumu ayırıp pil yapıyor. Bingöl’deki suyun kimyasına göre bu üretim söz konusu olabilir" ifadelerini kullandı.

Buna ek olarak, jeotermal suyun içindeki karbondioksit gazının sanayideki önemine değinen uzman, Türkiye’nin bu alanda dünya lideri olabileceğini ve şu anda Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelere sıvı karbondioksit ihraç ettiğini söyledi. Bingöl’deki kaynaklardan elde edilecek karbondioksitin gıda (içecek sektörü), ilaç sanayi, yangın söndürme ve seralarda kullanılabileceği, kentin bir ihracat merkezine dönüşebileceği vurgulandı.

Soğuk İklimin Avantajı: Jeotermal Seracılıkta %40 Verim Artışı

Bingöl'ün sert kış ikliminin jeotermal seracılık için aslında büyük bir avantaj olduğunu belirten Mertoğlu, "Soğuk iklim sera için avantajdır çünkü bir yılda iki ayrı üretim yapabilirsiniz" dedi. Jeotermal ısı ve suyun içindeki karbondioksitin seraya verilmesiyle (fotosentez desteği) verimin %30 ile %40 oranında arttığını, bitkilerin zararlılardan doğal yolla korunduğunu ifade etti. Bu yöntemin bölgede ciddi bir istihdam yaratacağı ve Bingöl’ün domates ihraç eden Ağrı-Diyadin gibi merkezlerle yarışabileceği öngörülüyor.

Bilimsel Verilerle Deprem Korkusuna Yanıt

Halk arasında yaygın olan "jeotermal sondajlar depremi tetikler" inanışını bilimsel verilerle çürüten Prof. Mertoğlu, derinlik farklarına dikkat çekti. Depremlerin yerin 8 ile 16 kilometre derinliğindeki büyük fay hatlarının kırılmasıyla oluştuğunu, jeotermal sondajların ise sadece 1 ile 4 kilometre derinliğe indiğini hatırlattı.

Mertoğlu, "30 santimetrelik bir borunun bu devasa sistemi etkilemesi veya fay hattını kırması mümkün değildir. Aksine, deprem jeotermali yaratır; faylar suların aşağı süzülüp ısınması için iletim yolu açar" açıklamasında bulundu.

Çevresel etkiler konusunda ise "reenjeksiyon" (kullanılan suyun yeraltına geri verilmesi) işleminin yasal bir zorunluluk olduğunu ve bu kurala uyulduğu takdirde sistemin tamamen kapalı devre, çevre dostu ve sürdürülebilir olduğunu belirtti.

Bingöl’ün Jeotermal Haritası ve Teknik Potansiyeli

Bingöl İli Jeoloji Haritası (MTA, 2002’den değiştirilerek hazırlanmıştır).

MTA raporları ve yapılan bilimsel etütler, Bingöl’ün farklı noktalarındaki potansiyeli somut verilerle ortaya koymaktadır:

  • Karlıova-Hacılar: 550 metre derinlikte 70,4 °C sıcaklığa ve 33 l/sn debiye ulaşılmıştır. Elektrik üretimi ve şehir ısıtması için en aday sahadır.
  • Merkez-Kös (Ilıcalar): 36-47 °C sıcaklıktaki kaynaklar mevcuttur. MTA, 2013 raporunda Kosköykomları Deresi boyunca 1.250-1.500 metrelerde yüksek enerjili alanlar tespit ederek yeni sondaj lokasyonları önermiştir.
  • Yayladere ve Kiğı: 33-48 °C sıcaklıklardaki kaynaklar mahal ısıtması, seracılık ve termal turizm için değerlendirilmeyi beklemektedir.

Mertoğlu, özellikle Kös bölgesindeki tesislerin modernize edilmesi gerektiğini, Almanya’daki "Bad Füssing" örneğinde olduğu gibi 22 bin yatak kapasiteli modern termal şehirlerin kurulabileceğini belirtti.

Yatırım ve Kalkınma Modeli: "Önce Devlet, Sonra Özel Sektör"

Jeotermal yatırımların yüksek riskli ve maliyetli olduğunu (elektrik sondajlarında metre maliyetinin 1500 doları bulabildiğini) ifade eden Prof. Mertoğlu, bir kalkınma modeli önerdi. Türkiye’de devletin (MTA, Valilikler, Belediyeler) her zaman "ön teker" olması gerektiğini, ilk aramaları devletin yapıp kaynağı bulduktan sonra özel sektörün önünü açması gerektiğini savundu. Bingöl’de de kalkınmanın ancak bu disiplinli ve bilimsel yaklaşımla mümkün olacağını söyledi.

Sosyolojik Sitem: "Siyaset Değil, İlim ve Bilim Kurtaracak"

Programın sonunda, kentin geleceğini ilgilendiren böylesine hayati bir konunun toplumda yeterince karşılık bulmamasına sitem edildi. Sunucu Tuncay Özdemir, bilimsel verilerin paylaşıldığı yayına olan ilginin siyasi tartışmaların gerisinde kalmasını eleştirerek, "Siyaset kurtarmayacak bu memleketi; ilim, bilim kurtaracak. Biz kendi gerçeğimizle yüzleşmeliyiz" çağrısında bulundu. Bingöl halkının yeraltı zenginliklerini öğrenmesi, pozitif bir bakışla projelere sahip çıkması ve siyaset üstü bir kalkınma hedefi belirlemesi gerektiği vurgulandı.

Sonuç

Bingöl, sahip olduğu jeolojik konum sayesinde devasa bir enerji ve hammadde deposunun üzerinde oturmaktadır. Prof. Dr. Orhan Mertoğlu’nun çizdiği vizyon; kentin sadece bir kaplıca merkezi değil, aynı zamanda ucuz enerjiyle ısınan, stratejik madenler üreten ve tarımda bölge lideri olan modern bir şehir haline gelmesidir. Bu potansiyelin hayata geçmesi, bilimsel verilerin ışığında yapılacak doğru yatırımlara ve toplumsal farkındalığa bağlıdır.

Program linki - Mevzu Bingöl

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow